| I see you there, |
| seni orada gördüm |
| don’t know where you come from |
| nereden geldiğini bilmiyordum |
| Unaware of a stare from someone |
| Başkalarının dik dik bakışlarından habersizce |
| Don’t Appear to care |
| Nasıl göründüğü umrumda değil |
| that I saw you, and I want you |
| seni gördüm ve seni istedim. |
| What’s your name? |
| Adı ne? |
| Cause I have to know it |
| Çünkü bilmem lazım |
| You let me in and begin to show it |
| Benim içime girdin ve göstermeye başladın |
| I’m terrified |
| Dehşete düştüm |
| cause you’re headed straight for it, |
| Çünkü sen doğruca geldin |
| might Get it |
| elde etmek için |
| Hear the song playin on background |
| Arkaplanda çalan müziği duy |
| All alone but you’re turnin up now |
| Tamamıyla yalnızsın fakat şu an açılıyorsun |
| And everyone is risin to meet ya, |
| Ve herkes seninle tanışmak istiyor |
| to greet you |
| selamlamak istiyor |
| Turn around and you’re walkin toward me |
| Arkanı döndün ve bana bana karşı yürüdün |
| I’m breakin down |
| ben düştüm (kafayı yedim) |
| and you’re breathin slowly |
| ve sen yavaşça nefes alıyordun |
| Say the word and I will be your man, |
| Sözü söyle ve senin adamın olayım |
| your man, say when |
| Senin adamın, dediğinde. |
| And my own two hands |
| ve benim iki elim var |
| will comfort you tonight, tonight |
| bu akşam seni rahatlamak için, bu akşam |
| Say when |
| Dediğinde. |
| And my own two arms |
| ve benim iki kolum var |
| will carry you tonight, tonight |
| bu akşam seni taşımak için, bu akşam |
| Come close and then even closer |
| Yakına gel ve daha da yakına |
| We bring it in but we go no further |
| Biz birleşelim fakat asla daha fazla ilerlemeyelim |
| We’re seperate |
| Ayrılalım |
| two ghosts in one mirror, no nearer |
| Bir aynada iki hayalet, daha fazla yakınlaşma yok. |
| Later on if it turns to chaos, hurricane comin all around us |
| Geceleri kaos olursa, kasırga etrafımızda dönerse |
| See the crack, pull it back from the window, |
| Çatlağı gör, onu pencereden geri çek |
| you stay low, say when |
| yavaşça dur, dediğinde. |
| And my own two hands |
| ve benim iki elim var |
| And my own two hands |
| ve benim iki elim var |
| will comfort you tonight, tonight |
| bu akşam seni rahatlamak için, bu akşam |
| Say when |
| Dediğinde. |
| And my own two arms |
| ve benim iki kolum var |
| will carry you tonight, tonight |
| bu akşam seni taşımak için, bu akşam |
| Come across you’re lost and broken |
| Gel, sen kayıp ve umutsuzsun |
| You’re coming to, |
| Geliyorsun |
| but you’re slow and waking |
| fakat sen yavaşsın ve uyanıyorsun |
| You Start to shake, |
| sallanmaya başladın |
| you still haven’t spoken, |
| hala konuşmadın |
| what happened |
| ne oldu? |
| They’re comin back |
| Onlar geri geliyorlar |
| and you just don’t know it |
| ve sen bunu bilmiyorsun |
| and you wanna cry |
| ve ağlamak istiyorsun |
| but there’s nothin comin |
| fakat gelen hiçbir şey yok |
| They’re gonna push |
| Onlar seni itip-kakıyorlar |
| until you give in, say when |
| sen bırakana (pes edene) kadar, dediğinde |
| Now we’re here and it turns to chaos, |
| Şimdi buradayız ve kaosa dönüyor |
| hurricane comin all around us |
| kasırga hepimizin etrafında dönüyor |
| They’re gonna crack, |
| Onlar kırılıyorlar |
| don’t you back from the window, |
| Camdan geri dönme |
| you stay slow |
| Yavaşça otur |
| It all began with the man and country |
| İnsan ve ülkeyle başlıyor |
| Every plan turns |
| Tüm plan geri dönüyor |
| another century around again |
| başka bir yüz-yıl yeniden dönüyor |
| And another nation fallen |
| ve başka bir ulus düştü |
| Maybe god can be on both sides of the gun |
| Belki Tanrı silahın iki tarafı da olabilir |
| never gone, understood why |
| asla gitmedi, nedenini anlamadık |
| some of us never get it so good, |
| bazılarımı asla o kadar iyi olamadı |
| so good |
| o kadar iyi |
| Some of this was here before us |
| Bazıları bizden önce buradaydı |
| All of this will go after us |
| Ve bunlar biz gittikten sonra da devam edecek |
| It Never stops until we give in, give in, say when |
| Biz pes edene kadar durmayacaklar, pes edene kadar, dediğinde. |
| And my own two hands |
| ve benim iki elim var |
| will comfort you tonight, tonight |
| bu akşam seni rahatlamak için, bu akşam |
| Say when |
| Dediğinde. |
| And my own two arms |
| ve benim iki kolum var |
| will carry you tonight, tonight |
| bu akşam seni taşımak için, bu akşam |
| And my own two hands |
| ve benim iki elim var |
| will comfort you tonight, tonight |
| bu akşam seni rahatlamak için, bu akşam |
| Say when |
| Dediğinde. |
| And my own two arms |
| ve benim iki kolum var |
| will carry you tonight, tonight |
| bu akşam seni taşımak için, bu akşam |
| Say When Çeviri, AkorMerkezi.com'da yayınlanmıştır. |